”Sanat Hiç Bir Memleketin Malı Değildir, Sanatın Vatanı Göklerdir.” Mıchael Angelo


11200760_862674090476502_8136803613083025638_n Konumuz sanat, birde kuyumculuktan bahsediyorsak, nereden çıktı bu teolojik özdeyiş, diyebilirsiniz. Geçenlerde okuduğum bir makaleden etkilenerek konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir bankanın yayınlarından olan “Sanat felsefesi üzerine” adlı kitaba ek olarak yer alan Bettino Brentano’nun Goethe’ye yazdığı mektuptan bazı satırları aktarıyorum.

Viyana 28 Mayıs 1810… Beethoven, güneşin sıcağında durdu ve şöyle dedi; Goethe’nin şiirleri, yalnız özü bakımından değil, ritmi bakımından da beni tüm gücüyle etkiliyor ve ben, sanki kendimi ruhların etkisiyle en yüksek düzene yücelten ve uyumun sırrını esasen kendi içinde taşımakta olan o dil ile eser verme isteğine heyecanına kaptırıyorum…

İşte bir senfoni, evet, müzik düşünsel hayattan duygusal hayata geçişte, en yüce bir aracıdır. Ne dersiniz, sanatın tüm dallarında da bu geçiş mevcut değil midir? Biran mantıklı olalım, toprağın altından çıkmış, yüzyıllar önce insan gözünde hiçbir değeri olmayan taş ve maden parçacıklarını medeniyetin ilerlemesi ve sanatın katkılarıyla ne boyutlara ulaştırdık.
Amacım değerli taşların veya madenlerin tarihçesini anlatıp sizleri sıkmak değil. Bazı özellikler taşıyan bu materyallerin nasıl güzel ruhlarla tarih boyunca emsalsiz eserlere dönüşmesinin hikayesidir. Kısacası “Tanrı vergisi” diyerek kestirme yolla savuşturduğumuz bu ruh hali “gökten düşen üç elma” misali değildir, bana göre aslen Tanrı’nın bir nimeti, sunduğu ilhamla da güzele yönlendirmesidir.

Sanatta gerçeğin sırrına ulaşmak, nefsi Tanrısal varlığa terk etmektir, bu varlık zapt edilmeyen güçlerin hareketine sessizce egemendir. Ve böylelikle hayale yüce uğraşı verende yine Odur. Onun için sanat her an Tanrısallığın simgesidir. Sanat yoluyla elde ettiklerimiz bize Tanrıdan gelen esinlenişlerdir. Bu tür esinlenişler insan gücüne ulaşacağı amacın ne olduğunu gösterir.

Şimdi yıllar önce başımdan geçen anımla işin felsefe boyutundan sizi biraz uzaklaştırayım, günümüzde yukarıda bahsettiğim felsefeden yoksun insanların çoğalmasıyla mesleğimizdeki takdir boyutunun ne kadar fukaralaştığının da farkına varalım.

Seksenli yılların sonlarında, atölyemi açalı henüz birkaç yıl olmuştu. Mevsimlerden yaz, işlerin bayağı durakladığı bir dönem olsa ki ev ve iş yeri kiralarımı henüz ödeyememişim, ihtiyaçlardan da bunalmış bir haldeyim. Derken turizmle uğraşan henüz genç, ben yaşlarında bir rehber arkadaşım (ki şuan başarılarıyla hatrı sayılır bir turizm acentesinin sahiptir) birkaç gün sonra İsviçreli bir çifti bana getireceğini söyledi. O tarihlerde çizgilerimi henüz oturtmuş, kendi tarzımı yaratmıştım. Amerikalı ve Avrupalı için hayli ilginç gelen takılar yapıyordum.

Rehberin bahsettiği gibi orta yaşta, güleç yüzlü ve gayet kellifelli bu çift çıkageldi. Ustamdan kalan öğretilerden sabah erken atölyemde olup (iş perilerini kızdırmamak amacıyla!) mutlaka iş kıyafetlerimi giyerim. Bu beni tezgahta çalışmamda daha rahat kılan bir alışkanlıkken o güne hürmeten kostüm kravat misafirlerimi karşıladım.

O tarihlerde yeni açılmış, güzel bir işmerkezindeki oniki metrekarelik atölyemi, imkanlarım dahilinde, şık bir dekorla ikiye ayırıp kendimce ruhumu da yansıtarak hoş bir ortam yaratmıştım. Güzel ve candan bir ağırlamayla karşıladığım halde, o güleç adam bir süre sonra somurtmaya başladı. Konuştukları dil Fransızcaydı ve hiç anlamıyordum ama çarşının verdiği öğretilerle bir şeylerin ters gittiğini hissetmeye başladım. Birkaç güzel ve bir hayli pahalı takı beğendiler ama sonuca gidemiyorduk.

Derken hanım takıları denerken beyefendi kalktı ve müsaadeyle atölye bölümünün kapısını açarak içeri girdi. Meğerse anlatımıyla düşüncesi arkadaşımın, “bu yaşta birinin bunları yapamayacağını, rehberin onları aldatıp atölye yerine satış mağazasına getirdiğini ve benimde tezgahtar olduğum kanısına varmış, huzursuz olmuş.”
Ona yaptığım işlerin ilk taslak halini gösterirken, elimdeki nasırları ve mesleğin getirdiği deformasyonları fark etti. Çok etkilenmiş görünüyordu. Meğerse içerde, atölyede yaşlı bir usta bekliyormuş, huzur içinde yerine oturdu. Bir kahve daha isteyip, bana da ikram ettiği hayli kaliteli purosunu yaktı, yaptığım işleri bir kez daha incelemeye başladı. Gözlerindeki keyfi görmeliydiniz.

Neşesi yerine gelen Bey, arkadaşımın tercüme etmesini isteyerek, kapıldığı yanlış kanıdan sıyrılıp, genç yaşta böyle bir sanatkârla işten ziyade sohbet etmeyi arzuladığını söyledi.

 O günü hiç unutmam, bırakın kiralarımı ve diğer böylesine güzel mücevherlerin, bunca harcanan emeğin ve ruhun, bu kadar ucuza satılmayacağını tembihleyerek, sıkılarak teklif ettiğim rakamın neredeyse iki katını ödedi. Donup kalmıştım, sanatkâra gösterilen bu takdir büyük onurdur. Çok keyiflenmiştim, müsaade isteyip daha önce ikram ettiği puroyu yaktım. Hep söylerim, takdir tüm sanatçıların beklediği bir onurdur. Onunla yücelir sanatına daha da bir sarılır, sonuçta verimliliği artar.
Yaşadığım bu anıyla da bağlantılı olarak Oscar Wilde’ın sanat üzerine şu sözüyle bitirmek isterim. “güzel bir eserin anlamı, bakanın ruhunda, hiç olmazsa yaratıcısının ruhunda bulunan kadar, bir duygu yaratmasıdır.”

 Sevgili dostlar sanatı tüm dallarıyla sevin, önemseyin. Unutmayın bu eser yalnızca insanoğlunun marifetiyle yapılmış objeler değildir, Tanrının bizleri güzele daha doğrusu güzel ruhlara yönlendirmesidir.
  Hraç ARSLANYAN

About Mahrec Sanatevi

Mahrec Sanatevi Sekiz bin yıllık geçmişe sahip dünyanın en eski şehirlerinden antik İstanbulun tam ortasında, Kapalıçarşının hemen yanıbaşında bulunan Sanatevimiz Cağaloğlu'ndaki atölyelerinde çeşitli dallarda Kuyumculuk Eğitimi verip, Takı Tasarımı ve Mücevher Tasarımcısı ustaları yetiştiren bir yandan hobi maksatlı, asıl amacı meslek edindirmeyi hedef alan bir eğitim merkezidir. Usta öğretici belgesine sahip, Kapalıçarşı geleneğindeki ''usta-çırak'' tarzı mücevher ve takı tasarım eğitiminin biraz sıkıştırılmış bir şeklinin takı ve kuyumculuk eğitimİ programına kaynaklık ettiği Mahrec Sanatevi '' NASIL KUYUMCU OLUNUR ? '' sorusunun en güzel cevap alınabileceği farklı eğitim atölyelerimizde; MÜCEVHER VE TAKI ÜRETİMİ ATÖLYE EĞİTİMİ MÜCEVHER VE TAKI TASARIM ÇİZİM TEKNİKLERİ EĞİTİMİ PERAKENDE VİTRİN KUYUMCULUĞU VE SATIŞ ELEMANI EĞİTİMİ MÜCEVHER VE TAKIDA MUM MODEL YAPIM EĞİTİMİ ( İki ayrı sınıf) Wax (sert mum) Tekniği Damlatma Mum Tekniği TAKIDA ÇAĞDAŞ SANAT VE MİNE EĞİTİMİ verilmektedir
Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s