SANATIMIZA DAİR ÖNEMLİ NOTLAR


IMG_0414-300x200Model yaratmanın faktörleri nelerdir?

Model yaratmayı küçük yaşta mesleğe girmiş, önce sanatın angaryalarını yaşamış, basamak basamak sanatı sindirerek belli bir tecrübeye ulaşmanın yanı sıra çevreye iyi gözlemleyerek, kültürel altyapını da oluşturursan ve en önemlisi Tanrının bir lütfü olan yaratıcılık yetisine de sahipsen başarabilirsin.

Belirli bir zamandan bahsediyorum, bu süreçte çizgilerini oluşturup oturtman vakit alır. Modelleri gördükçe, yapım aşamasını yaşadıkça kazandığın tecrübe kişiyi daha rahat ve kendinden emin kılar. Bunun yanı sıra istediğin kadar tecrübe ve sanata yatkınlığın olsun, yaratma lütfüne sahip değilsen diğer sanat dalları gibi sadece icracı olursun. Burada dikkat edilmesi gereken, model i yaratmanın modaya ,kişiye ve bütçeye uyulması. Örneğin kilolu bir bayana nasıl ki çok zarif bir mamul tasarlayamazsan genç ve modern birini de alaturka takılara boğamazsın. Gelelim model yaratmanın aşamalarına; Varsayalım ki bir bayan, yabancı bir ülkeden nadide bir taş almış ve bir şeyler yaptırmak istiyor. Önce birlikte oturup bu taşın hangi takıda kullanılacağına karar vermek gerekiyor. Bu karar aşamasından sonra kullanılacak altının rengi ve takının tarzı daha önceden tanıdığın bir ahbapsa işin kolaydır. Beğenilerini ve çizgisini bildiğinden işin kolaylaşır. Ama en zor aşama taşı alıp tezgâha oturduğunda tasarımı tespitidir. İşte burada yukarda bahsettiğim tecrübe ve kültür birikimin devreye giriyor ki bunları pekiştiren Tanrının lütfü olan yaratıcılık !

Ben olmak , kendin olmak. Eğer tecrübelerine güvenip yaptığından eminsen otomatikman özgün olursun. Sanatın hangi alanında olursak olalım, gerçek anlamda özgün olabilmek kalıplardan kurtulmaya bağlıdır. Zaten insanoğlunun beğeni kriterleri farklıdır. Her ne icra ediyorsa muhakkak birileri tarafından beğenilirken başkaları hoşlanmaz. Sadece ticari kaygıların yoksa asıl olan ‘’kendini’’ yansıtman, özgürsen özgün olmayı başarabilirsin.
Teknolojinin sanatımıza etkileri nasıl oluşmuştur?
Teknoloji’nin sanatımızdaki gelişimi ve etkileşimi bakış açısına bağlıdır. Kimi insan bu gelişmeleri hoş, hatta heyecanlı karşılar. Gerek yaşam standartları açısından, gerekse ticari açıdan daha çok mamul üretmek ve buna paralel daha çok kazanmak. Ruhunda sanat , icraatın de sanatkârlıksa olay farklıdır. Daha çoktan ziyade daha olunmazı veya daha mükemmeli yakalamaya çalışırsınız ki, burada teknolojinin nimetlerinden faydalanmak gerekir . Örneğin mine sanatı mücevheratta sık kullanılan bir tekniktir. Bugünkü gelişmiş sistemlerle olunmayacak mamullere dahil rahatlıkla uygulayabiliyoruz. Mesleğimizde teknolojinin en olumsuz yanı ise, bilgisayar destekli tasarım programları özgünlüğü bitiriyor. Tek düze, hepsi mükemmel ama birbirine benzer, hiçbir farklılığı olmayan ürünler süslüyor bugün vitrinlerimizi. Kısaca bir objeye ruh katmak gerekir ki bu da yürek ve el ikilisiyle olur bence.
Mesleğimizde usta-çırak ilişkisi nekadar önemli?
Usta- çırak tarzı eğitim bir gelenek, çok yakınımızda hemen yanımızda Sevan Bıçakçı. Ayakta alkışlayacağımız bu sanatkar kardeşimiz sanatımızda herhangi formal bir eğitimden geçmemiştir. Usta- çırak ilişkisiyle yetişmiş bu güzide sadekarımız ruhundaki ve genindeki zenginliğiyle dünya kuyumculuk sektöründe taktirler alırken, ülkemizde de yarattığı tarz ve çizgisiyle ilham vererek onlarca markalara yeni pazarlar açmıştır.

Üretimde gerekli alt yapıya sahip miyiz ! Potansiyelimiz var mı?

Bu soru çok karşıma çıkar. Biraz kafa karıştırabilir ama burada bir paradoks mevcut. Evet alt yapıya hala hep sahip ama potansiyeli yok.Altyapıya sahip çünkü hep yazar ve söylerim yüzlerce hatta binlerce yıllık bir kültürün mirasçılarıyız. Bu mirası hor kullanmakla beraber, burada hor kullanmaktaki maksadım o güzide ustaları ya küstürdük yada şu veya bu sebeplerden kaybettik. Sohbetlerimde dostlarımla paylaştığım gibi ‘’sanatkar tüccar olamaz iyi bir tüccarsa sanatkar olamaz’’ azda olsa her ikisini de başaran zaten küsmeden yoluna devam etmektedir, taktir edilmenin de nimetlerinden faydalanabiliyordur.

Evet hala altyapıya sahip, çünkü etrafına bakabilen ve görebilen bir usta birazda beceriye sahipse dehşet bir zenginliğin ortasındadır. Düşünün binlerce yılın kültür geçişlerinin yaşandığı ve nice uygarlıkların izlerini bıraktıkları bu topraklarda sanatkarın ruhunu besleyen nefis eserler var. Müzelerimizdeki eşsiz tarihi miraslar trend modeller için bulunmaz kaynaklar.
Ama burada biz olmak gerekiyor değil ki bir İtalyanı Almanı veya her kimse onu taklit etmemiz veya çizgilerinden esinlenmemiz. Bugün mesleki fuarlarımızda dikkatlice vitrinlere bir bakın, çoğu mamüller birbirine benziyor, niye çünkü fikir üretemiyoruz ‘’esinleniyoruz.’’ Burda Dünya Altın Konseyini 1995-96 ve 1997-98 Gold Trends Türkiye çalışmalarını göz ardı etmemiz gerekmektedir. Bu tasarıma dönük araştırma çalışmaları takıdaki folklörümüzü ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Keşke sürdürülebilir olsaydı.

Ülkemizde iki elimin parmaklarını geçmiyecek markalar var ki naçizane taktir ediyorum, bu topraklara ait nefis trend modeller yaratıyorlar, saygıyla karşılıyorum.
Potansiyele gelince altyapıya açıklarken aslında azda olsa değindim ustaları yaşatalım. Sanatkarın yaptığı muhteşem bir ürünü teraziye koyup, milyem hesabına girmeyelim. Doğaldır, ticaretin yapısında alırken kazanmak var ama ağacı besleyeceksin ki meyvesini alasın, çiçeğe ihtimam gösterirsen açar. Bunlar sağlandıktan sonra her şeyimiz var, güle eğlene herkes kazanır, sanat yok olmaktan kurtulur.Bana göre İtalya veya Hindistan niye çok başarılılar? Çizgilerini koruyup ustaları kollayıp teknolojiyle tüm dünyaya hitap ediyorlar.
Tüketicimizin bakış açısı ne?
Bur da iç piyasadaki nihai tüketiciden’de bahsetmem gerekiyor . Kuyumculuk, özellikle mücevheratı taşımak ve kullanmak belli bir entelektüellik gerektiriyor. Son yıllarda maalesef kültürel bir yozlaşma yaşıyoruz, çoğu insanımız neyin niçin ne zaman takacağını veya kullanacağını bilmiyor. İsim vermek istemiyorum ama tanınmış pırlanta üreticisi ve tanıtımcısı olan bir vakıf veya birkaç büyük şirket mücevheratı sanki sadece tektaş veya alyansmış gibi tanıtıyorlar. Diğer tarafta ne takılar var sunmaları lazım ki halk görsün, bilsin,öğrensin…

Hraç ARSLANYAN

About Mahrec Sanatevi

Mahrec Sanatevi Sekiz bin yıllık geçmişe sahip dünyanın en eski şehirlerinden antik İstanbulun tam ortasında, Kapalıçarşının hemen yanıbaşında bulunan Sanatevimiz Cağaloğlu'ndaki atölyelerinde çeşitli dallarda Kuyumculuk Eğitimi verip, Takı Tasarımı ve Mücevher Tasarımcısı ustaları yetiştiren bir yandan hobi maksatlı, asıl amacı meslek edindirmeyi hedef alan bir eğitim merkezidir. Usta öğretici belgesine sahip, Kapalıçarşı geleneğindeki ''usta-çırak'' tarzı mücevher ve takı tasarım eğitiminin biraz sıkıştırılmış bir şeklinin takı ve kuyumculuk eğitimİ programına kaynaklık ettiği Mahrec Sanatevi '' NASIL KUYUMCU OLUNUR ? '' sorusunun en güzel cevap alınabileceği farklı eğitim atölyelerimizde; MÜCEVHER VE TAKI ÜRETİMİ ATÖLYE EĞİTİMİ MÜCEVHER VE TAKI TASARIM ÇİZİM TEKNİKLERİ EĞİTİMİ PERAKENDE VİTRİN KUYUMCULUĞU VE SATIŞ ELEMANI EĞİTİMİ MÜCEVHER VE TAKIDA MUM MODEL YAPIM EĞİTİMİ ( İki ayrı sınıf) Wax (sert mum) Tekniği Damlatma Mum Tekniği TAKIDA ÇAĞDAŞ SANAT VE MİNE EĞİTİMİ verilmektedir
Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s